İŞ HUKUKU

Hukuk hayatımızın vazgeçilmez bir alanında yer alıyor. Tüm medeniyetler adaleti sağlamakla ilgilenmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Hukuk pek çok alana ayrılmaktadır. Bunlardan biri de iş hukukudur. Toplumun ilerleme kaydetmesinde elbette işçinin ve iş verenin önemli konumu yadsınamaz. Medeniyetin gelişimine en büyük katkıları sağlayan işçi sınıfının haklarının gözetiminde bulunulması gereklidir. Aynı şekilde işçi sınıfını çalıştıran kesim olan iş verenin de hakları korunmalı ve bu sayede çalışmalar kesintisiz sürdürülebilmelidir. İş hukuku temelinde işçi ve iş verenin yasal haklarının muhafaza edilmesiyle ilgilidir. İş hukuku geçmişten bu yana işçi ve iş veren arasındaki ilişkileri düzenlemiş ve haklarını savunmada rol almıştır. İşçinin emeğini güvence altına alırken iş verenini ve işletmesini de korumakla yükümlüdür. İşçiyle iş veren arasındaki ilişkileri de düzenler. 


İlk olarak Fransa’da meydana gelen iş hukuku ortaya çıkışından bu yana oldukça gelişmiştir. İş hukuku Napolyon döneminde halk içinden asker toplarken fark edilen bir hastalık nedeniyle ortaya çıkmıştır. Köyde bulunan çocuklar küçük yaşlardan itibaren zor şartlar altında çalıştıkları için vücutları deforme olmuş ve bir hastalığa yakalanmışlardır. Bunun 1841 tarihinde fark edilmesi üzerine çalışma saatleri düzenlenmeye başlanmıştır. Bu iş hukuku adına atılmış önemli bir adım olmuştur. 

 Peki ya kimi işçi sıfatıyla nitelendirebiliriz? İşçi bir başkasına bağlı olarak çalışmalıdır fakat tanımlama için bu yeterli değildir. İşçi bir iş akdine tabi olmalıdır. Değilse çalışan olarak nitelendirilir. İş hukuku işçinin haklarını gözetmektedir. 

Tek bir iş veren ile tek bir işçi arasındaki ilişkileri ve sorunları inceleyen kısım ise bireysel iş hukukudur. İş hukuku sayesinde birden çok işçi bir araya gelerek sendika olarak örgütlenebilir ve iş verenlerin karşısına bu sendika aracılığı ile çıkabilirler. Buna toplu iş hukuku denir. İşçi olabildiğince haklarının gözetilmesini ister. Çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş veren küçük bir sebepten işçiyi işten çıkaramamalıdır. İş verenin beklentisi ise işçiden minimum ücret ile maksimim gelir elde etme isteğidir. Bu sebeple iki kesim arasında birçok anlaşmazlık doğmaktadır. Bu anlaşmazlıkları engellemek için işçi ve iş verenlerin yasal hakları iş hukukuyla düzenlenmiş ve güvence altına alınmıştır. İş hukuku iki tarafında menfaatlerini korumalıdır ve tek tarafın çıkarlarını gözetemez. Devlet kanunlarla işçi ve iş veren haklarını koruma altına almayı hedeflemiştir. İşçi ile iş veren arasında çıkan anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla iş hukukundan faydalanılır. İki yol ile bu anlaşmazlıklar çözülebilir birincisi devlet yolu ile yani mevzuat ile ikincisi ise sosyal tarafın bir araya gelerek oluşturduğu sendikaların devreye girmesi ile çözüm sağlanabilir. İş hukukuna yön veren düşünce öncelikle işçinin korunmasıdır. Üç hukuki ana fikir ile işçi korunur. Bu üç hukuk, prensip çalışma hakkı, sosyal devlet ve sosyal özerkliktir.   Bunlardan ilki çalışma hakkı her dönemde kabul gören ve sorgulanmayan bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 49. Maddesinde yer alır. Çalışma herkesin hakkıdır yazısı yer almaktadır. Çalışma hakkı iş verenin işçiye iş bulma hakkını kapsamaz. Onun yerine sigorta gibi bir güvence verir ve işsizlik sigortası söz konusudur. İkinci olarak taraflar arasındaki menfaat çalışmasını düzenlerken işçinin çalıştığı işi kaybetmemesi söz konusu olmalıdır. İşçi kesimindeki bir şüpheyi kaldırmak için işçiye bir güvence verilir. İkinci olarak sosyal devlet prensibine bakmak gerekirse Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devlet toplumsal yararı bireysel yarara feda etmeyen atılan her adımda toplumun yarar kaygısını ve güçsüzü koruyan devlettir. Ancak bu demek değildir ki sosyal devlet anlayışı daima güçsüzü kayırır ve yüceltir. Eğer sağlıklı bir karşılaştırma gerekirse, totaliter ve liberal rejimler üzerinden sosyal devletin konumunu anlayabiliriz. Totaliter rejimlerde grupların, yani toplumun çıkarları bireysel çıkarların üzerinde tutulur ve birey olmak önemsizdir. Çünkü asıl olan içinde yaşanılan topluma ait olmak ve ona uyum sağlamaktır. Liberal rejimlerdeyse, toplum olmanın hiçbir önemi yoktur. Bu anlayışla yönetilen yerlerde toplum olmak veya yaşanılan topluma uyum sağlamaktan ziyade özgür bir birey olmak ve bireyin çıkarlarının gözetilmesi esastır. Sosyal devlet anlayışı ise, bu iki rejimin, yani totaliter ve liberal rejimlerin tam arasında bulunur ve güçsüzden yana tavır almaya daha meyillidir, tıpkı işçi ve işveren örneğinde olduğu gibi. İş hukuku konusunda da sosyal devletin buradaki rolü, kısaca kanunları işçiden yana yorumlayarak dengeyi sağlamaktır denebilir. Yani, eğer bir maddenin birden çok yorumu varsa sosyal devletler genellikle işçi lehine yorum yaparak, zayıfı koruma ilkesinden yola çıkar.  

ANKARA İŞ HUKUKU AVUKATI

İş hukuku kendine has bir daldır, onu diğer hukuk dallarından ayıran en önemli özellikleri yukarıda da bahsedildiği gibi işçi lehine yorum ve normatif etkidir. Normatif etkiyse kısaca, toplumun yasalarını ve normlarını yaşanılan toplum tarafından takdir görmek ve ayıplanmamak adına kabul etmek demektir. İş hukuku açısından baktığımızda ise normatif etki, örneğin 2825 lira alan bir işçinin ücretini toplu sözleşmeyle 3577 liraya çıkarma işini devlet yapabilir. Burada dikkat edilmesi gereken toplu iş sözleşmesi kapsamıdır.  

  Sizler de iş hukuk ile ilgili bilgi almak ve hakkınızın güvenilir bir avukat tarafından aranmasını istiyorsanız Ankara İş Avukat Mehmet Kürşat Kılıç’a başvurabilirsiniz. Alanında en iyilerden bir olan avukatımız sizin hakkınızı en iyi şekilde gözetecektir.